|
|

Dogum yeri Corlu olan Engin
DALYANCI 'nin cocuklugu, ogretmen olan
babasinin gorev yaptigi koylerde gecti. Fazla konusmayan ice donuk bir
yapisi
vardi."Surekli resimler yapan, gulec yuzlu aydinlik bir insandi diye
tanimladigi
ilkokul ogretmeni, kucuk Dalyanci ' 'yi etkilemis ve resme tutkun kilmisti.
Ne varki meslek lisesi motor bölümünden mezun olunca makina
ve mekanik
parcalarin cizimlerini yaptigi bir fabrikada calismaya basladi. Kendisine
ait olan
yasamin bu gibi seyler olmadigini anladigi an üniversiteyi okumaya
karar verdi...
1983 yilinda Ankara Gazi Egitim Fakültesi Resim-Is Bölümüne
girdi. Sanat
egitimini cok ciddiye aldigindan diger derslerinden sürekli devamsiz
olsada, atölyeden
cikmayi hic istemeyen Dalyanci'nin okul arkadaslari onu söyle tarif
ediyor: "Deneyler
yapar, siler, kazir fircalar havada ucusur, onun yanina yaklasamazdik
calisirken".
nsanlarin ic dünyalarinda gizledikleri gerçek yasamlarini
yüzlerindeki cizgilerden
yakalamaya calisir."Gerçek yüzler" dedigi desenler,
portreler yansimaya baslar calistigi
resimlerde "Yasamin yogunlugunu vicik vicik boyanin hamurunda arayan
bir insanin
serüveni benimkisi" diyen Dalyanci' nin bir dönem asistanligini
da yaptigi hocasi prof.
Adnan Turani bu kabina sigmaz genç ressama su ögütte
bulunur: "Sende ki bu enerjiyi
kontrol altina alinir ve sanatina yansitirsan cok farkli seyler yaparsin,
eger ki aksi olursa o
seni yok eder."
Genç ressam hocasi Turani' den ögrendigi boya dilini ve kompozisyon
bilgilerini en iyi
sekilde degerlendirir ve sürekli calisarak gelistirmeyi amaçlar.
Kara toplumu ve kent
yasantisi ruhsal durumu olumsuz etkilemeye baslayinca, Nefes alamaz bir
duruma gelmistim"
dedigi bir gün üniversitedeki görevinden ayrilir ve 1989'
da askerlik görevini ögretmen olarak
Doguda yapmaya baslar. Burada Anadolu insaninin yasantisini tüm gerçekligiyle
haliya,
kilime döküsünü görür, bitkilerden kök
boya elde etmeyi ve kullanmayi ö€renir.
Ve Bodrum. Yil 1990 önceleri Bodrum kalesi, evleri, yelkenlileri
resmeder, fakat bunlar hep
yapilmis seylerdir. Farkli birseylerin arayisina girer, burasi Halikarnas'
tir. Caddelerde Cevat
Sakir'in yasam izleri vardir. Okaliptus agaçlari ve onun altinda
yapilan sohbetler... Bütün
bunlar içine sindirir. Anadolu ona insanin yasantisini sentezlemeyi
göstermistir. Bir egeli
olarak da renkleri, günesi, denizi yasamaya baslar ve baligi kesfeder.
O kendi gerçekligini
bulmus ve eline geçirdigi andan itibaren de bu özgürlügünü
hiç birakmayacak bir insanin
serüvenini sürdürür. Yasam zenginligini onu malzemede
çesitlilige götürür. Seramikte,
camda, ahsapta, metalde, tuvalde, kagitta dans eder gibi yaratimini sürdürür.
Cam ürünlerini
de fizyon teknigini kullanarak üretmektedir. Binlerce yil dogalligini
koruyan cami yeniden
biçimlendirmis ve baliklariyla renklendirmistir.
Yasam mücadelesine 1992 yilinda
Bodrumlu olan eside katilir. Ondaki farkli yaraticiligini
görmüsve ona inanmis biri olarak hep yaninda olur. 10' a yakin
kisisel sergi ve pek çok
karma sergiye katilan sanatci için sokak sergilerinin ayri bir
yeri vardir. 6500 kadari yurt
disinda 4500' e yakini yurt içindeki özel koleksiyonlarda
bulunan yapitlariyla sanatini elit bir
çevrenins dar alanindan kurtarip daha genis kitlelere tasimistir.
Sanatci yasantisini ve
calismalarini halen Bodrum' da kendi atölyesinde sürdürmektedir..
|